Kasım 04, 2010

Bu kadar.

'Sait Bey, Sait Bey! Durun efendim, durun.'
Hızlı hızlı yürürken aniden duruyor Sait Faik. Sesin geldiği yöne çeviriyor başını. Sakin bakışları üzerime düşüyor.
'Buyrun?' diyor soru cümlesine yakışmayan bir meraksızlıkla.
'Efendim, yazınca da delirmez mi insan?'
'Delirir ya, tabii delirir.' diyor.
'Öyleyse, yazmasam mı Sait Bey? Zira kelimelerin her biri asker oldular, uygun adım yürüyorlar kafamın içinde. Onların gürültüsünden soluğumun sesini duyamaz oldum.'
'Bir de öyle deneyin derim.' diyor, bir şeyler daha eklemesi gerekip gerekmediğinin tereddütünü yaşayarak.
'Öyle yapayım değil mi Sait Bey? Evet evet, öyle yapayım.'
'Hoşça kalın. Tramvaydan bir dostumu karşılayacağım. Gitmem gerek, izninizle.'
'Tabii ya Sait Bey... Tramvaylar.'
Sait Faik hızlı adım yürümeye kaldığı yerden devam ediyor. Arkasından bağırıyorum,
'Kimse aşık değil mi bu şehirde Sait Bey?'
Sırtı bana dönük ama gülümsediğini hissediyorum. İçinden 'Aşık ya, aşık olmaz mı? Yoksa ne işiniz olurdu benden önce kimsenin yürümediği, sonu ancak tramvaya varan bu yolda?' dediğini duyuyorum.


Gidiyorum ben millet! Sait Faik şahidim olsun ki, gidiyorum. Dönersem eğer, kelimesizlikten çıldırdığımdan dönerim.
Hoş kalınız efendim, ben tramvayda biri gelir ümidiyle beklemeye gidiyorum.

1 Elma düşmüş gökten:

Adsız dedi ki...

Blogların da saç muamelesi görebileceğini bilmezdim...

 
Blogger design by suckmylolly.com