Hani biri uğradığı haksızlıkları falan anlatır da, söyleyecek bir şey bulamazsın ve işte gayet sıradan şeyler söylersin ya kendince. Ben mesela hep şey derim: 'İnsan ilişkileri zor gerçekten.' falan. Sadece başkalarına değil kendime de derim bunu. İşte ne bileyim, biri beni üzse falan 'Boşuna mı diyorum? Bildiğin zor insan ilişkileri.' şeklinde avutuyorum kendimi. Evet zor, zor da, nasıl kurtulacaksın ki bundan? İnsanlarla yaşıyorsun nihayetinde, sosyal bir varlıksın. Nietzsche'nin aklına uyup dağa mı çıkacaksın? Hadi diyelim çıktın, sıkılıp dönmeyecek misin nihayetinde? Bir şekilde ait olduğun yere, diğer insanların yanına gideceksin. Doğan bunu gerektiriyor. Hal böyleyken, 'İnsan ilişkileri zor...' diyip kestirip atamazsın ki... Bir yerden tutunacaksın, zor da olsa mecbursun bence buna. Ne bileyim, nasıl olacaksa artık.
Neyse, geçen derste Hegel gördük mesela. Ya dur şimdi, kültür kültür bir konuşma yapmayacağım, biliyorsun ben de anlamam o işlerden. Dur bir bak, başka bir şey diyeceğim sana. Amacım felsefe yapmak değil, ciddiyim. Hele bir dinle de. Neyse işte, Hegel gördük. Adam şey demiş. İnsan hem özneliği hem de nesneliği taşır kendinde demiş ve bir insanın özneliği ancak başka bir insan sayesinde ortaya çıkar. Mesela şey, iki insan karşı karşıya geldiğinde; her iki taraf da karşı tarafa kendi özneliğini kabul ettirmeye çalışır. Karşı tarafın özne olduğunu görmek istemez. Karşı tarafı nesne olarak görür, tek derdi kendi özneliğini ona kanıtlamaya çalışmaktır. Anlatabildim mi? Tabii, belki de şuan koskoca Hegel'i kendi kafama göre çarpıttım. Bilmiyorum ama ben böyle anladım. Kabaca söylemek gerekirse adam ego savaşından bahsetmiş bence. Belki ben çok basite indirgiyorum, biliyorum okuyunca 'Ay bu muydu be, bilmiyoz sanki!' falan diyceksin de, deme bence. Tamam de çok istiyorsan da, yani ne bileyim, düşün bak. Cidden öyle değil mi? Tüm sorun bu bence. Sırf karşı tarafa kendimizi kabul ettiricez diye onun varlığını falan reddediyoruz ama bir yandan da ona muhtacız çünkü o olmadan kendimizi kabul edemiyoruz falan. Çok doğru bir şey bence bu. Günlerdir, biri ne zaman kalbimi kırsa bunu söylüyorum kendime. E, o da bir yerde bana kendi özneliğini kabul ettirip kendini de ikna etmek istiyor falan diyorum. Hani, ben de farklı değilim ki, nihayetinde ben de bunu istiyorum, benim özneliğimi kabul etsin falan istiyorum.
Kadın-erkek ilişkileri de tam da böyle. Taraflardan biri karşı tarafın özneliğini kabul ediyor ama bu sefer kendisi nesneleşiyor hem kendi gözünde, hem de karşı tarafın gözünde. Olay, her iki tarafın da önce kendi özneliğini sonra da karşı tarafın özneliğini kabul etmekte.
Bir de tekrar söyleyeyim, bunları okuyup da 'Ulan bu muymuş Hegel?' derseniz kırılırım. Ben çarpıtıyorum nihayetinde kendime göre ama yani illa akademik bir şeyler söylemek de gerekmiyor ki, hayata uyarlayacaksın ki bir anlamı olsun değil mi? Neyse bu başka bir öyküdür, başka bir zaman anlatılmalı.
Ne diyordum? İnsan ilişkileri zor. Evet, cidden de. Mesela bunları yazmamın sebebi de dün ve bugün birilerinin sinirimi çok bozmuş olması. En nihayetinde insanlarla iç içesin işte, kovsan kovamazsın kaçsan kaçamazsın.
Öyle bir şeyler işte. Çok konuştum, tel. çok yazdı.
Mayıs 22, 2010
İnsan İlişkileri Üzerine Sıradan Bir İnceleme
Masalcı: Berber Pire tİktak 03:18
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 Elma düşmüş gökten:
Yorum Gönder