Sevdiğimiz insanlar, aslında oldukları kişi değiller. Biz onları sevmeden önce, kafamızda onlara biraz şekil veriyoruz. Balmumuyla kapatıyoruz kusurlu yerlerini. Böylece, biraz gerçeklikten esinlenerek hayali karakterler yaratıyoruz sevebilmek için.
Dünya nasıl algıladığımızla aynı değilse, insanlar da sevdiğimiz hallerinden farklılar. İşte bu yüzden, bizi kahreden hayal kırıklıkları yaşıyoruz. Balmumuyla kusurlarını gizlediğimiz o karaktere sevgiyle baktığımız bir anda, tarifi imkansız bir şüpheye düşüyoruz: 'Ya sen, aslında sen değilsen?' diyoruz, 'Ya sen, benim sevdiğim kişiden farklıysan?'. İşte o an hiç itiraf edemediğimiz halde, kendi oyunumuza nasıl da inandığımızı, sonra birden oyunun bittiğini fark edip nasıl da acı çektiğimizi anlıyoruz. İnatçı bir kabullenmezlik halinde, 'Nasıl bu kadar değişmiş olabilirsin?' diye kızıyoruz, tüm kusurlarıyla karşımızda duran gerçek'e. Sonra, 'Sana güvenmemeliydim.' diyoruz, 'Sen yanlış kişiydin.'
Sonra ama yeni kahramanlar buluyoruz, beynimizin kıvrımlarında kusursuzlaştırmak ve gerçeklikten uzaklaştırmak için. Tabii, yine aynı döngünün içinde yaşıyoruz. Yine aynı hayal kırıklıkları, aynı öfke ve güvensizlik. Sonra yine aynı arayış, aynı kandırış...
İnsan hep bir kandırma halinde. İnanmaya kendini zorlayarak yapıyor bunu hem de. İnsan gerçeği sevmeye yabancı. İnsan kusursuzun peşinde, o kusursuzun ne olduğunu tam bilmese de. Bir bulutu herhangi bir şekle benzetmek gibi tıpkı. O aslında sadece bir bulut ama biz ondan kahramanlar yaratıyoruz. Sonra dünya dönüyor, rüzgar esiyor, güneş batıyor... O bulut bambaşka bir şekle bürünüyor ve biz bir masalın sonuna gelmişçesine üzülüyoruz.
Sevmek insanın beceremediği şey değil aslında. Sevmeyi beceriyor da; gerçekliği sevmeyi değil, kafasının içindekini.
Haziran 09, 2010
Balmumu
Masalcı: Berber Pire tİktak 17:11
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 Elma düşmüş gökten:
Yorum Gönder